Alayına…

“Atarlısın, asabisin” diyorlar ama gel de sinirlenme şimdi. Geçen gün süper vezirin huzuruna çağrıldım. Müşteri memnuniyetine ters hareketlerde bulunmuşum. Vay efendim, müşterinin isteğini nasıl yerine getirmezmişim. Müşteri kırmızı şarabı portakal suyuyla karıştırmamı istedi. Portakal suyuyla! Yargılanması gereken biri varsa o da müşteridir, dedim olay oldu. Haşmetmaap köpürdü. Tahammül sınırlarını aşıyormuşum; zaten geçen aydan vukuatım varmış. Falan filan. Geçen ayın hesabını da veririm, fırınlanmış soğanın balkabağı çorbasının üzerinde işi ne? Nasıl bir şuursuzluktur bu? Ona muskat yakışır sadece. Haddini bilmez şefler ve müşterilere herşey mübah, bize de böyle lo lo lo. Ben müşterileri azarlamak için uğraşmıyorum, sadece işimi layığıyla yapmaya çalışıyorum. Şeker mevzusuna gelince; söyledim, adamlara söyledim! “Kahvenizi nasıl alırsınız?” dedim. Bana bir şey söylemezse tabi ki de sade veririm. Şeker istiyorsa bunu belirtmeli değil mi? Müneccim değilim ki herşeyi bileyim. Müşteriyi azarlamadım, sadece “herşeyi bilemem ki” dedim. Bunu azarlanmak olarak algılıyorsa onun bileceği iş; bu yaşına gelmiş; kompleksleriyle de ben mi uğraşayım? Servis sektöründe kalmayı istiyorsam “düzgün” davranacakmışım. Mesleğine saygısı olan herhangi bir insanın göstermesi gereken özeni gösteriyorum ben zaten. Süper veziri de, beni ispikleyen yalakalarını da Allah’a havale ediyorum. Başka da diyeceğim yok.

Advertisements