Yabancı

Bu blogda yazılanların tamamı, buna bu yazı da dahil, kurmacadır.

Bu bloga çok sevdiğim bir gezginin, Bilbo Baggins’in adını vermek isterdim ama tahmin edersin ki bu adres çoktan bir başkası tarafından alınmış. “There and back again” çok sevdiğim Hobbit’e ve yazarı Tolkien’e bir saygı duruşuydu. Bana içinden geçtiğimiz bu zor dönemde umut ışığı verdiği için her ikisine de minnettarım. Kurgunun gerçeği ayakta tutacağı kimsenin aklına gelmezdi ama şu an yaşadığım şey tam da bu.

so comes snow after fire and even dragons have their endings.

Bugün bana pek az şey bu cümle kadar güç veriyor.

Oradaydım ve şimdi neredeyim? Artık sadece bir valizden ibaretim. Bu satırları yazarken, bildiğim yuvamın içi hızla boşalıyor. Sevdiklerimin uzak diyarlara göçünü izliyorum. Gidene hak verdiğim, kalana üzüldüğüm, bir türlü gitmeye cesaret edemediğim ama aynı zamanda kalamadığım bir zamandan geçiyorum. Bütün bunların hepsi – geçecek.

Şimdiki lüksüm, göçmen kuşlar ve mültecilerin aksine, kabul gören bir pasaporta ve vizeye sahip olmak. İki dünya arasında, pamuk ipliğine bağlı bir geçiş bileti. Ait olmadığım yüzüme vuruluyor, yine de “Ne işin var burada?” diye sorarken daha temkinliler.

Kapılar, duvarlar, kontroller, sınırlarla yüzleşmek. Sınırda olmanın tuhaf tedirginliğini ve sonsuz potansiyelini aynı anda hissediyorum. Keskinliğin ve berraklığın kaybolduğu yerlerde dolanıyorum. Bana iyi geliyor gri alanlar. Elli tonu olmasa da gri benim rengim. Siyahın asaleti ve beyazın dayanılmaz ağırlığının ötesinde, özgürleştirici bir yanı var Camus’nün değil belki ama Simmel’in Yabancı’sı olmanın.

İstikamet Almanya. Köşesiyle, bucağıyla!