Toplumsal Kaygı

“Çok heyecanlandın, onun dışında iyiydin” Sadece birinden duysaydım oluru vardı ama hepsi teker teker yanıma gelip bunu söyleyince, dedim “sıçtık”. Bakalım Pazartesi ofiste beni kimler hangi suratlarla karşılayacak? “O kadar önemli bir toplantı da değildi üstelik” dedi şef, “o kadar kompleks düşündün, o kadar heyecan yaptın ki, basit soruları bile cevaplayamadın.” Daha ne söyleyebilirdi, bilmiyorum. “Cesaretine sağlık” dedi birkaçı. Alt metinde “Ne halt etmeye çıktın oraya; sen neyine güvendin bilemedik biz” vardı, rahat okunuyordu. Neyse! Bitti gitti. Bugün konuşulursa konuşulur, yarın unutulur. Kimse hatırlamaz. O kadar da önemli değiliz, hele bu konu hiç önemli değil. Kimsenin umurunda değil. Tek merak eden pasaport polisi oldu. Gözümün içine baka baka, “neler yapıyorsun sen burada?” dedi. Bir an gerçekten merak ettiğine inanıp sunumu açacak ve anlatmaya başlayacaktım neredeyse. Orada yapamadığımı burada telafi edeyim bari. Ne gereksiz uğraşlar! Yanlış yerde, yanlış eforlar. Dışarıdan ahkam kesmesi ne kadar kolay; neden o zaman ben kendimi parçaladım orada, neredeydiniz hepiniz? Biraz destek çıksaydınız ya? Suçlamalar – önce kendinle başla, sonra başkalarına sıçra. Kolayına kaç! Mazeret bul! Kendini adaklık kurban yerine koy, başkaları adına varlığını feda et. Kimsenin yapmak istemediğini yapmayı denedim, en azından bunun için bir takdiri hak ediyorum, etmiyor muyum? Hahaha! Kimse senden bunu talep etmedi, etti mi? O zaman nasıl bir duruş sergileyeceğiz? Kabul ediyorum. Olabileceğinin en iyisi değildi. Daha iyi olabilirdi. Daha iyi olabilirdim. Olması için bir adım attım. Bir dahakine daha iyi olur – umarım. Kendimi köşeye kıstırıp kaçmak yerine bir adım attım. O cüreti sergiledim, bunun için kendimi takdir ediyorum. Bugünden yarına olmaz bu işler; kimse anasının karnından konuşmacı doğmadı. Ben kendimi yazarak ifade edebiliyorum, bu güçlü yanım. Sözlü ifade üzerine de çalışıyorum çabalıyorum. Olduğu kadar, olmadığı kader! Sonuncu cümleye kadar iyiydi de, orada bir bozuldu iç rehber. Onun da içi daraldı herhalde. Neyse! Bu sefer yüzüm kızarmadı, şıpır şıpır terler dökmedim. Çok az kekeledim, pek az dilim sürçtü. Cümleleri düzgün kurdum, bazılarını biraz sık tekrarlamış ve çeşitlendirememiş olabilirim ama sonuçta bu benim ana dilim değil. Bu dile, bu düşünce sistemine doğmadım. Beklenti yüksek, farkındayım, yine de biraz maruz görülür umarım. Sanırım. Bilemedim. Akşam bu hezimetin üzerine iki bira içip yatırımlarımı Chivas Regal’e gömünce neredeyse yanlış uçağa biniyordum. “Letzter Aufruf” diye çığırdı THY! Koştura koştura gittim, “Hanfendi, iyi de siz Lufthansa ile uçuyorsunuz” dedi kapıdaki adam. Kapılardan çevrildim. Tam rezalet! Allahtan uçağın yolcusu kalmamıştı ben kös kös koltuklara geri dönerken; oturduğum an anıra anıra güldüm. İnsanın kendiyle mücadelesi ne tuhaf şey; “Hem kaynasın, hem oynasın” kafası!

Advertisements