Geçmekte olan bahar mimozaları

Nazlı nazlı geliyordu bahar. Geleyazıyordu, muş gibi yapıyordu. Sabırla bekliyorduk biz de. Cemre düşecek de, bir araya geleceğiz de, Ada’ya gideceğiz. Tüm derdimiz buydu. Sonrasında gönül yayları gevşeyecekti, mimozalar toplayacaktık, çiçekten taçlar takacaktık, yokuş aşağı bisikletleri sürüp saçlarımızı efil efil dalgalandıracaktık. Eskibağ’da kahvaltılar edilecekti, çayları üst katta içecektik. nitekim hava hala soğuk olacaktı; şömine kenarına sığınacaktık.

Güzeldik. Geçmekte olan bahar mimozaları gibiydik. Hala bahar kokusu vardı üzerimizde. Yılgın değil, beklentisizdik. Seviyorduk, seviliyorduk henüz. Terk edilmemiştik, gidenler tek tüktü. Öyle de kalsın istiyorduk.

İki yıl öncesinin Lale sineması. yan yana dizilmiş tahta iskemleler. Çekirdekler çitlerken açık havada Casablanca’yı izlemek. Havada umut. Gitme İngrid; lütfen terk etme onu! Jag är Ingrid‘i izledikten sonra anladım – gittiği, gidebildiği için Ingrid. Ingridliğinin doğasında var gitmek.

Çılgınlar gibi üşüyor, deliler gibi gülüyoruz. Lunapark’da soluklanıp Aya Yorgi’ye tırmanıyoruz. Tepelerde hava seyreliyor. İstanbul gri’sinin üzerine gri sis inmiş. Cep telefonunun kamerasıyla çekime giriyorum. Gri gözlü güzel kadın anlatıyor. Kelimelere dökemiyorum. Kiliseye girip mum dikiyoruz. İçerisi bomboş, ikonalar yalnız. Tuhaf bir tezat oluşuyor anılarımda. 23 Nisan’ları hatırlıyorum. Hınca hınç kalabalık. Yer gök iplik ve kadın.

O renkli yortuların birinde Kiraz’la kendimize soluklanacak bir ağaç kovuğu bulmuş da oturmuştuk. Huzurlu ve güzel bir gün batımıydı; kaşınmasaydık. O bahar adayı ilaçlamayı mı unutmuşlar ne, herkes kaşındı. Hastaneler kabarıp kızaranlarla doldu taştı. Üç gün duşun altından çıkamadım, hep yıkandım hem kaşındım. Ertesi yıl, börtü böceğe, haşereye sineğe inat yine gittik adaya. Aya Yorgi’ye çıkmadık üşenip. Tutacak dilek de bulamadık zaten.

Kendimi yokuş başlarında ya aşık, ya aşıkları izlerken hatırlıyorum. Büyükada bu. Diğerlerinde durum farklı. En son 16 yaşındayım. Bir vapura yetişme çabası. Sırt çantamı korkuluktan içeri atıyorum, sonra var gücümle asılıyorum demirlere. İçeriden biri beni çekiyor. Lastiklere basıp kollarımla kendimi yükseltiyorum ve hop vapurdayım. Dersi kırıp kaçmışız, son vapuru da kaçırıp efsane olamayız. Hesaplanabilir riskler. Haberdar olsak da olmasak da aldığımız bundan ibaret.

Keşke seni de kaçırabilsem adaya. Bankada sevimsiz ve ukala müşterilerini beklerken canının über sıkıldığını biliyorum. Tercihin Büyükada değil, onun da farkındayım. Ama keşke işte… insanın içinde bir ukte. Benim uktem de sensin. Sen deyince de…there may be teardrops to shed

Nat King Cole _ Let’s Face the Music and Dance

Gitme be Ingrid! Bir dans edeydik önce.