Godot’yu beklerken

Bekleme salonları.

Neyin karmasını yaşıyorsam artık? Yine bekliyorum sabırla; bu sefer de dişçinin salonunda. Dişçi koltuğundan yükselen tanımlanamaz sesler kulaklarımı tırmalıyor. İnsanın dişini değil, içini oyuyor sanki.

Ne bu drama E.? Neden yani? “Morfini basarken elinizi korkak alıştırmayın”lar, “bir dahakine bir şişe votka bitirip geliyorum”lar. Adam gözümün içine bakıyor dik dik. Aklımdan neler geçtiğini okumuş olabilir mi? “Kişisel bir şey değil” demek isterdim, “sizinle bir ilgisi yok. Sadece dişlerimden ve onun etrafında dönen herşeyden nefret ediyorum. Siz sürece şans eseri dahil oldunuz.” Bu kadar nefretle nasıl yaşanır? İstikrarlı bir şekilde hem korkuyorum, hem de her hafta aynı yere geliyorum. Avizedeki ampullerden bir tanesi bu hafta gidici. Adamı etkilemiyor çünkü ağzımın içine kocaman başka bir lamba doğrultmuş durumda. Dişçi odası, sorgu koltuğuna dönüyor. Soğuk terler döküyorum. Sırılsıklam oluyor gömleğim, koltuğa yapışıyorum. Koltukla bütünleşiyorum. Üç günlük sakalını sıvazlayıp pencereden dışarı bakıyor. Benim gibilerle uğraşmaktan yorulmuş. Bitse de gitsek modundayız. Bu kadar nefretle nasıl yaşayabiliyor?

“Haftaya tekrar görüşürüz” deyip ayrılıyorum, “bu sefer canım hiç acımadı, teşekkürler!”. Tepki vermeden defterine bir takım notlar alıyor. Sessiz sedasız sokağa karışıyorum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s